İşte AŞK ~ Kısa Öykü
- Pazar, Kasım 8, 2009, 19:20
- Kısa Öyküler
- 321 views
- Henüz Yorum Yok
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk
kez….
Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan
sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte,
aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç… Birbirileriyle
konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda
başardılar.
İkisi de her sabah otobüse bindikleri
semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan
binmişti otobüse, kız ise ablasında…. Sırf birbirilerini görebilmek için, her
sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına
geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra…
Okullarını bitirince hemen evlendiler.
Mutluydular hem de çok mutlu…
Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama
öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar.
Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar
olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik
düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da
kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki…
Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü… Tek
eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk
sahibi olmayınca, “bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur”
diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler…
“Senin için ölürüm” derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma “Hayır, ben senin
için ölürüm” diye yanıt verirdi hep…
Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir
not görürdü kadın, “Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak….” Kütüphanenin
ikinci rafında başka bir not olurdu, “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok
sevdiğimi sakın unutma” Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları
okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en
sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı… Aldığı
hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten….
Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri
ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı
bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar
verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye
başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.
Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı.
Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda
bir ev gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asılı olan. “Ne dersin, bu evi
alalım mı?” dedi adama. “Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi
kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz
bir deniz evi yapalım burayı…” “Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?”
diye yanıt verdi adam. “Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım
emlakçıyı… Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık….”
Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını
bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her
saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat
birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar
mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi
hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı:
“Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut…”
Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış
insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik
misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun,
ne olur anlat” diye dil döktü boş yere… Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve
sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton
duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu
yüreği…
Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve
bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, “Artık dayanamıyorum,
sana söylemek zorundayım” diye sözünü kesti arkadaşı. “O, seni aldatıyor. İş
yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen.
Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya….”
- “Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu
yalanları” diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla
suçladı…. Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye
sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı… Kocasının
eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen
evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın…
Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen
bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak
haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği,
insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi
ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, “son bir kez kucaklamak
isterim seni” diyecek oldu ama kadın, “defol” dedi nefretle…
İlk celsede boşandılar… Modern bir aşk
hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle
ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya
yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince,
ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan
nefretin alması için dua ediyordu.
Aradan bir yıl geçti… Her şeyin ilacı
olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla
çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. “Sen,
buraya ne yüzle geliyorsun” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. “Lütfen,
içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.” dedi genç kadın. Kanepeye
ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı:
- “Hiçbir şey göründüğü gibi değil
aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre
sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna
dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini
biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı
istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını
yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu.
Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı
beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi…”
Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını
biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu
açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu
kutuda. İlk kağıtta, “Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem” diyordu…
Sırayla okudu; “Seni çok sevdim”, “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”, “Senin için
ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.” “Fakat benim için ölmeni
istemedim” “Şimdi bana söz vermeni istiyorum.” “Benim için yaşayacaksın,
anlaştık mı?” son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü
kadın… Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
“Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye
göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni
izliyor olacağım….”
Popularity: 1% [?]
Possibly Related Posts:
- HERŞEY SENİN ELİNDEDİR
- Çalışmanın Sonucu ~ Kısa Öykü
- DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ
- ÖLÜMSÜZ KIRMIZI GÜLLER
- Anne Yüreği (Bir Çift Kulak)
Yazar Hakkında
Yorumunuzu Bırakın
Eğer profil resminizin görünmesini istiyorsanız gravatar'a ücretsiz kaydolabilirsiniz.




